Fotoğraf üzerine | Stüdyo Aktüel
349498
post-template-default,single,single-post,postid-349498,single-format-standard,eltd-cpt-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,moose-ver-1.4, vertical_menu_with_scroll,smooth_scroll,blog_installed,wpb-js-composer js-comp-ver-4.12,vc_responsive

Fotoğraf üzerine

Fotoğraf makinemi elime aldığımda, karşıma çıkan sayısal görüntü düzlemlerini kadrajıma sığdırmak değil meselem…

Fotoğraf, kendi içinde, çeken ile kalbi arasında organik olarak belirlenmiş yüzlerce ilgi alanı ile geniş bir yelpazeye sahiptir. Her gün baktığımız yüzlerce fotoğrafta belirgin olarak bunu görebiliyoruz. Burada bana göre iki ana belirleyici unsur var. Biri fotoğraf çeken insanın ilgisinin belirleyiciliği, ikincisi izleyen insanın ilgisinin belirleyiciliği. Her iki madde de önemli olanın kendini tanımasıdır.

Fotoğrafı hobi olarak hayatıma soktuğumda, vizörden baktığım her görüntü fotoğraf malzemesi olarak görünürdü. Renkliyse, ışıklıysa, gölgeler dans ediyorsa iyi birer fotoğraf malzemesiydi ve mutlaka çekilirdi.

Zamanla bunlar elekten geçen taneler misali değişmeye başladı. Aslında her fotoğraf karesinde aynaya bakar gibi fotoğraf çektiğimi fark ettim. Oturup düşünmek, okuyup geliştirmekten başka çaremin kalmadığı aşikardı.

Kitaplar, sayfalar, ustaların fotoğraf karelerinin arasında uzun zaman harcamak gerekiyor. Bu zamanı içinize sindirmeniz ve sonucunda değerlendirme yapabilmeniz şart. Ben tüm bunları yaşarken elimde fotoğraf makinesi ile kendimi sokakta buldum. Işığın hızlı hareket ettiği, insanların makine gibi koşuşturduğu, her adımda bir jargonun yaşandığı sokakta. Sokağa her çıktığımda, hani denir ya deryada kum tanesi diye, öyle hisseder oldum kendimi. Küçücük olmak, bir şeyleri değiştirememek, dahil olmak ve fark edilmemek demekti.

Fotoğrafı çekerken küçük bir kum tanesi gibi, rüzgarın kollarına kendimi bırakmıştım sanki. Beni karşımdaki bu insanın ahlaki alanına sokan neydi acaba ? Önce, yüzündeki dioganal yapı diye geçirdim içimden. Sonra ben usulca yaklaştım. Hani üfleyince uçup dağılan Karahindiba çiçeklerinin uçuşmasını engellemeye çalışır gibiydim. Yokmuş gibi davrandım. Birde baktım boynu kendinden beklenmeyecek kadar naif bir hareketle sağa doğru çevrildi. Tek bir kare.. Bu anlattıklarımı çekmek için tek bir kare şansım vardı. Ve çektim… Ben bu çekim aşamasını anlatırken, her ne kadar senaryolaştırsam da, aslında ortada yaşamın kendisi vardı.

Tüm gün yaşanan sıkıntılar, eve giderken sırtına yüklenilen sorunlar, 32 gün yaşanamayan hayatlar karşımdaydı. Bende bu saydıklarımın tam göbeğinde yaşayan sırtı sorunlarıyla kamburlaşmış bir insandım. Kendimi çekmiştim yine. Farkında değildim, ama aynada kendime bakıyordum. İzinsiz çaldığım o an, makinemin içinde hapsolmuş bir hayatı taşıyordum. Gayri ihtiyari bir hareketle makineyi çevirdim ve fotoğrafını ona gösterdim. Gülümsedi..Geldik dedi…ve vapurun yaklaşmasını beklemeden bir martı gibi iskeleye atladı ve uzaklaştı.
Bense tüm bu olup bitenlerin ardından, fotoğraf makinemin ağırlığı ile baş başa kaldım.

Fotoğraf Makinesi Nasıl Tutulur

No Comments

Leave a Comment

Your email address will not be published.